PATENTLERİN ÜLKE GELİŞİMLERİNE OLAN KATKISI

Hızla gelişen ve değişen dünyada fikri mülkiyet hakları, gelişmişliğin en önemli göstergelerinden biri haline geldi. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin, sahip oldukları fikri mülkiyet hakları ile paralel olduğu her alanda görülmektedir. Günümüzdeki süreçte maddi varlıklardan ziyade bu maddi varlıkların temelini oluşturan fikri mülkiyet haklarına sahip olmanın yarışı içine girildiğini hep birlikte görmekte ve izlemekteyiz. Bunun nedeni ise temeli sağlam olan her fikri mülkiyetin, devamında güçlü bir maddi varlığı da beraberinde getirmesidir.

Günümüzde ticaret savaşlarının dayanak noktasını da artık fikri haklar oluşturmaktadır. Fikri mülkiyet bilincine daha önceden sahip olanların şirketlerin ise diğerlerinden bir değil, onlarca adım önde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Tamamen teknoloji atağına geçilmiş olan bu çağımızda ise gündemin vazgeçilmezi ve üretilebilirliğin temel odağı patenttir. Hemen her gün yeni bir patent haberi duyuyor, “bu da mı yapıldı!” diyerek şaşırmaya devam ediyoruz. Henüz gün yüzüne çıkmamış olan akıllı telefonların özelliklerini patentlerden öğrenip, yıllardır kullandığımız farklı bir ürünün adının patent savaşına karıştığına şahit oluyoruz. Deyim yerindeyse patent ile yatıp patent ile kalkıyoruz. Peki patent neden bu kadar önemli? Bilindiği gibi patent her şeyden önce sahibine üretme değil ürettirmeme hakkı vermektedir. Rakibimize, sahibi olduğumuz buluşu ürettirmemek yeterli midir diye baktığımızda ise bunun da yeterli olmayacağı görülmektedir. Bir patente sahip olmak fakat bu patenti asıl amacı olan ticari bir kazanca dönüştürememek ne kişiye ne bağlı olduğu kuruma ne de ait olduğu ülkeye yeterli katkıyı sağlamayacaktır. Patentler korunduğu ve ticarileştirilebildikleri zaman asıl amacına ulaşmaktadır.

Her bir patent başvurusunun öncelikle buluşçusuna, dolaylı olarak da bağlı olduğu kuruma ve ülkesine artıları olmaktadır. Günümüzde şirketlerin patentlerini satarak veya lisans vererek yüksek kazançlar elde ettiği haberleri görmek sıradan bir hale geldi. Şirketler artık taşınmazları ile değil marka değerleri ile anılmaktadır. Sadece şirketler değil üniversiteler de patent odaklı çalışmalar yapmaya başladı. Özellikle Amerika’da üniversitelerin patentlerden çok büyük kazançlar elde ettikleri ve önemli şirketlerle patent ihlali konusunda davalar yaşadıkları görülmektedir. Patent verileri, şirketlerin ve ülkelerin geleceği hakkında fikir sahibi olmamızı da sağlamaktadır. Günümüzde ön plana çıkmış markaların hemen hepsinin başta patent olmak üzere fikri mülkiyet haklarına öncelikli değer verdikleri görülmektedir. Son yıllarda büyük bir atılım yapan ve adından söz ettiren Huawei’nin, 2019 yılında 3524 adet başvuru ile en fazla Avrupa Patent başvurusu yapan şirket olduğunu görüyoruz. Bunun sonucu olarak da sektörün adeta söz sahibi olan Samsung ve Apple ile büyük bir yarışa girmesinin tesadüf olmadığını söyleyebiliriz.

Patent başvurularının ülke ekonomisine de katkısı önemli derecededir. Patent başvurularındaki %11’lik bir artışın ülke ekonomisinde yaklaşık %1’lik bir büyümeye etki ettiği görülmüştür. Huawei’den başlamışken Çin’den devam edelim. Çin, 2000 yılı itibari ile büyük bir patent atağına geçmiş ve bugün yıllık ortalama 1,5 milyon adet patent başvurusu ile dünyada lider konuma gelmiştir. Her ne kadar bu patent başvurularının %30 luk bir bölümü belge aşamasına geçse de patent kültürünün gelişmesi sonucu Çin’in bugün ticari alanda ulaştığı seviye gözler önüne serilmektedir. Gelişen düzene ayak uydurmak ve patent savaşlarında avantajlı olmak için her ülkenin ve kurumun kendince bir yöntemi olsa da en önemlisi patentin asıl amacının ve nasıl kullanılacağının iyi bir şekilde kavranmasıdır. Sadece başvuru odaklı olmak başvuru sahibinin patent ekosistemine alışmasına katkı sağlarken diğer yandan maddi ve zaman kayıplarına da yol açabilmektedir. Patent sürecine başlarken patent araştırmaları, ihlaller, tecavüzler gibi birçok konuda bilgi sahibi olmak, bir adım sonrasını hesaplamak gerekmektedir. Bununla birlikte patent başvuru sürecinin en önemli kısmı korumanın dayanağı olan patent başvuru dosyasının doğru bir şekilde hazırlanmasıdır. Bir virgülün bile birçok anlamı değiştirdiği patent dosyalarında yapılacak olan bir hata yapılmış olan bütün ARGE çalışmalarının boşa gitmesine ve hatta sonrasında elde edilecek yirmi yıllık koruma sonucunda kazanılacak olan gelirlerin kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle özellikle buluş yapma konumunda olan herkesin patent diline de aşina olması, bir patent dosyası ile ne anlatılmak ve ne korunmak istendiğini anlayacak seviyede olması büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak, yeniliğin sonu olmadığını ve buluş yapmanın yaşı olmadığını düşünerek her kişinin potansiyel bir buluşçu olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle patent alanında ilerlemenin başlangıç noktası patent bilincinin yaygınlaştırılmasından ve benimsetilmesinden geçmektedir. Yeni dünyada patente uzak olan rekabete de seyirci kalacaktır.